|
|
 |
Harput Musikisi
Halk musikisinin beşiği, Harput’ tur. Harput ve çevresinde, Anadolu’nun hiç bir bölgesinde olmayan, Orta Asya’dan gelme, en eski bestelere rastlandığı gibi; ayrıca bir makam tertibi de vardır burda. Bu tertip, “Peşrev”den sonra, gazel (agir hava), arkasından ağır türküler, bu türkünün şevkiyle, arada söylenen yüksek hava, ve bu yüksek havanın ayağından gelen oynak türküler, yerli deyimle “şıkıltımlar” olmak üzere, bir düzene bağlıdır.
Harput musikisinde, içli bir ibadetin coşkunluğu hissedilir. Bir makama başlanırken, söylenen gazellerde, bir ilâhi çeşnisi vardır. Bundan sonra gelen türküler, bu ilâhi duyguyu dalgalandıran ve coşturan nağmelerdir. Bestelerin yarattığı mânevi coşkunluk, gerçekten insani, maddi alemden uzaklaşmaya zorlar. Söyleyene ve dinleyene bir uçuş hissi gelir. Bu anda, hiç bir istek ve işaret lüzum olmaksızın, içgüdünün şevkiyle, sazın kendiliğinden ayak tutması sonunda, göklere yükselen bir ezan gibi, yüksek havalara, yerli tabirle “Kayabaşı ve Hoyratlara” geçiler. Bunlar, dağdan dağa çarpan, dik ve tiz perdeden söylenen ezgilerdir. Bilhassa dinleyen, kendisinin, yerden göğe doğru kanatlanmak üzere olduğunu hisseder. Bu seslerin, uçurucu tesiriyle, saz meclisi, vecit haline gelir artık. Bu vecdin, ruhlarda yarattığı coşkunluk ve taşkınlık; duyguların, heyecanların boşanmasına yol açar. Sazların refakatinde söyleyen ve dinleyen, hep bir ağızdan, yani koro halinde, şıkıltımlara, oynak türkülere geçer. Bu türküler, yalnız ruhta değil, bedende de tepkisini gösterdiği için, bu sırada veya hemen şıkıltımları takiben, aynı makama uygun, erkek veya kadın oyunları oynanır.
Mesela, “Beşiri Makamı”nı alalım: Rast faslına benzeyen bu makama başlanırken, makama aşina olan okuyucu, sazın Beşiri Ayağı tutması, yani “peşrev” yapması ile, Divan Edebiyatı örneklerinden, okuyucunun zevkine göre seçilmiş, bir gazelle, ağır havaya başlar. Bu gazeller, (nefes) lerdir.
Gazeller, dört perde üzerinden söylenir. Birinci perdeye (pes perde), ikinci perdeye (üst perde), üçüncü perdeye (tiz perde), dördüncü perdeye (düz perde) veya (bağlama perdesi) denir. Bu, Harput’taki perde adlarıdır. Halk, birinci perdeye (başlaması), ikinci perdeye (aşması), üçüncü perdeye (çıkması), dördüncü perdeye de (yıkması) der. Her perde, bir gazelin iki mısrası ile söylenip, diğer perdelere geçiler, ve her perde değiştikçe, ara nağme de, yalnız tizlik bakımından değil, melodi bakımından da farklı nağmelerle çalınır ve söylenir. Ancak, şimdi bu incelikleri bilen çalgıcılar ve okuyucular, hemen yok gibidir. Kalanlardan, Şükrü Canaydin ve oğlu Mevlüt Canaydin ile Klârnetçi Adalet, eski makamlara, en çok âşina olanlar arasında sayılabilir.
Okuyuculardan ise, bu mevzuda tam yetkili olarak yalnız Hafız Osman bey kalmıştır. Yetmişini aşkın ve rahatsız olmasına rağmen, ecdat yadigarı, ata armağanı olan bu makamların, doğruca ahfada intikali için, himmetini esirgemeyerek, sesinin telle tespitine müsaade etmesine karşı, burada Memleket namına kendisine, teşekkür etmeyi, bir borç biliriz.
Gazelin bitiminden sonra, ahenge devam edilerek, Harput ağzı ve tavrı ile, “indim yarin bahçesine”, gibi, bu ayaktan söylenen bir türküye geçilir. Güzel sesliler tarafından, bu türkülerin bir iki kıtası okunduktan sonra, sesine ve nefesine güvenen bir okuyucu tarafından da, solo olarak, bu makamın “Kayabaşısı”ı söylenir. Buna, halk arasında “Beşiri Hoyrat” denilir. Aynı makam içinde olmakla beraber, kendisine has ayrı bir ayağı ve ara nağmesi olan, Beşiri Hoyrat, ya tamamen söylenip bitirilir, yahut, iki satırdan son-ra, araya bir türkünün bir kıtası sokularak, tekrar Beşiri Hoyrat ‘a dönülüp, bu yüksek hava, böylece bitirilmiş olur.
Hoyratın bitiminden sonra, “Örtki yazman yırtıla”, “Bahçelerde meleme”, “Görmedim âlemde” türküleri gibi, çok neşeli ve hareketli şıkıltımlara geçilir. Bu makamdan sonra, kendisine has bir özellik taşıyan Müstezat söylenir ki, bu isim, nazım tarzından alınmadır. Çünkü Müstezat da güfte, yani “deyiş” olarak, hep müstezatlı gazeller seçilir.
Müstezat söylenirken, bazen dört satırdan, bazen, iki satırdan sonra, ara nağme yapılır. Müstezat, solo olarak; nakarat ise, koro olarak, söylenir. Ancak sesleri birbirine uyan ve aynı deyiş ve aynı ağızla söyleyebilen, mesela iki kardeş gibi, iki kişi tarafından da solo kısmı birlikte söylenebilir. Müstezadın, ilk dört satırı söylenip, koro halinde nakaratı da yapıldıktan sonra, “çıkması” yapılır; bundan sonra, “Aşran” ayağı tutularak, diğer bir yüksek havaya geçilir. Gazelin iki mısrası, Aşran ‘a deyiş yapılıp bitirildikten sonra, makam tekrar Müstezada yıkılarak, yine Müstezadın tam veya yarım ara nağmesi yapıldıktan sonra, Müstezada devam edilip, dört satır daha söylenerek bitirilir. Çalanların, söyleyenlerin ve dinleyenlerin şevkine ve zevkine göre, daha fazla uzatılarak söylendiği de olur.
Müstezat bittikten sonra da, oynak türkülere, oyun havalarına geçilebilir. Meselâ “Delilo” bu ayakta oynanan oyun havalarından biridir. Klâsik tertip, yukarıda söylenen sıradır. Ancak, bu sıra, uyulması gereken bir kesinlik ifade etmez. Müstezat, daha evvel, Beşiri Hoyrat daha sonra, söylenebildiği gibi, bu arada söylenmeden geçilenler de olabilir. Yalnız, eskiden bu makamlara, hakkiyle vakıf olan çalgıcılar ve okuyucular, bu sırayı tamamlamadıkça diğer makamlara geçmezlermiş.
Pertek’te, Hafız Osman Beyin bulunduğu bir eğlencede, Şükrü Günaydın ‘ın bulunanların isteklerine uymak için, rasgele çaldığı türkülerden sonra, Hafız Osman Beyin de söylemesi arzu edilince; H. Osman Bey:
“Şükrü rasgele çalma, zihnimiz karışıyor. Bir makama başlayıp bitirdikten sonra, öbürüne geçelim” diye ihtar etti. Ve sormam üzerine, yukarıda yazdığım sıraya, eskiden çalanların ve okuyanların ve hatta dinleyenlerin, riayet ettiklerini, doğrusunun da böyle olması gerektiğini, söyledi.
Yukarıda söylenen düzen, bütün makamlar için uyulması gereken bir düzendir. Ancak, İbrahimiyye, Hüseyni, Uşşak, ve Bayati gibi birbirine yakın olan makamların türküleri, birbirine karıştırılarak, bu makamlardan sonra söylenmekte olduğu görülmektedir. Bu hususta, kesin bir kaide konulmamıştır. Bu inceliği, ancak makama çok aşina, olanlar ayırt edebilirler. Binaenaleyh, kitaptaki sıranın çalanlar ve okuyucular tarafından ihlal edildiği sık sık görülmektedir.
Bu arada, çok hazin bir noktaya işaret etmek lâzım gelir ki, şüphesiz bugün söylenen türküler, ancak yüz sene içinde yakılan türkülerden ibarettir. Daha önceki yüz yıllara ait türkülerin kaybolduğunda tereddüt edilmemeli!… Çünkü Hafız Osman Beyin çocukluğu sırasında kulağında kalan “Yel eser” türküsü gibi, çok neşeli bestelerin kaybolduğu anlaşılıyor. Şayet bu türküyü, Hafız Osman Bey unutmuş olsaydı, bu beste, bizim için de tamamen meçhul kalacaktı. Kim bilir böyle meçhul kalan, nice nice besteler var!… Her makamın başında söylenen gazelleri, bugün Hafız Osman Beyden gayri bilen olmadığı gibi, bilinen türkülerin de en can alacak melodileri unutulmuş, ancak posası ve iskeleti kalmıştır. Meselâ Çayda-Çıra ‘nın, halk arasında bugün söylenen şekli ile, bantla tespit ettiğimiz, eski şekli arasında, çok fark var.
Adı, gazel olmakla beraber, her makamda söylenen Ağır Havanın, İstanbul gazelleri ile hiçbir münasebeti yoktur. Ayak besteleri, ara nağmeleri, ve gazelin söyleniş tavrı, tamamen ayrı, Harput ‘a has bir özellik taşır.
1937 yılında, Elâzığ’ı şereflendiren Atatürk için, Halkevi salonunda yapılan, Folklorik toplantıda, Hafız Osman Bey ve rahmetli Korenin oğlu Mamo diye maruf (Mehmet Akar) tarafından söylenen havalar arasında, Divanve Nevruz büyük bir dikkat çekmiştir. Atatürk, bu okuyucuları yanına çağırmayıp ikinci defa tekrarını emir ettikten sonra, onların masasına kendisi kalkıp gitmiş; Divan ve Nevruz‘un hususiyetleri hakkında izahat istemiş, bu bestelerin bestekârını sorup öğrenmeği arzu etmiştir. Verilen cevap, bu bestelerin “ata yâdigarı”olmasından ibaret.
Eskiden beri dolaşan rivayete göre, bu ağır bestelerin, Artukoğulları ve Uzun Hasan‘ın, Harput’taki saraylarında Mehter Takımları tarafından çalındığı, binaenaleyh Horasan Erlerinden miras kaldığı, merkezindedir.
Bunu teyit eden emareler de var. Makamların adları ile beraber, türkülerde geçen, İsfahan, Şiraz, Şirvan, gibi Türklerin kesafet teşkil ettiği Yakın Asya şehir isimleri. bu rivayeti gerçekleştirmektedir. Yüksek Havalara gelince, bunlara, Kayabaşi veya Hoyrat dendiğini, söylemiştik. Bu hoyratlar, Anadolu’nun diğer bölgelerinde söylenen uzun havaların hiçbirine benzemez. Bunlara ekseriyetle “pesten” değil, “üstten” yani ikinci perdeden başlanır, “tize” geçilir, sonu “düze” yıkılarak, bağlaması yapılmak suretiyle, bitirilir. Pest‘den başlayış, kalbi söyleyişlerde olur.
Kayabaşılar söylenirken, deyiş olarak, Kürdi ve Bağrıyanık ‘ta ekseriyetle Tam Maniler; diğerlerinde ise, Kesik Maniler alınır. Bağlamaları, Kesik Hoyratta ve Şirvanı Hoyratta olduğu gibi, ikinci kesik bir mani ile söylenir. Bazen son satırın tekrarı ve katma sözlerle süslenmesi ile de bağlamanın bitirildiği olur. Yalnız Versak Hoyrat‘ında dört satırlık kesik değil, sekiz on satırlık olan “uzun kesik maniler” deyiş yapılır. Bu uzun manilerde, Yüksek Havanın fazla uzamaması için, bazen dört satırdan sonra, araya, aynı makamdan bir türkünün bir kıtası sokularak, söylenir. Türkü bitince, tekrar yüksek havaya geçilerek, iki satır söylenir; bu iki satırdan sonra da, araya yine aynı ayaktan, başka bir türkü katılarak söylenir ve böylece bir yüksek hava, ve bir türkü, söylenmek suretiyle, Versak Hoyrat‘ı bitirilir. Bazı yüksek havalar da, birbirini takiben söylenir. Meselâ, Cılgalı Maya söylendikten sonra saz, ara namesini Maya Ayağına yıkar, daha tiz sesle yani üçüncü perdeden başlanarak, Maya söylenir, tiz perdenin de üstüne çıkıldığı olur. Mayanın da, son satırı tekrar edilip, ilâveler katılarak bağlaması yapılır. Bazen da Elezber denilen yüksek havadan sonra, Maya’ya geçilir.
Harput Musikisinde birbirini takiben söylenen üç makam vardır. Bunlar Divan~Tecnis, Nevruz. Divan arasında, Cılgalı Maya veya Elezber de söylenebilir. Ancak bu makamların, arka arkaya söylenmesi adetse de, mecburi bir kaide değildir, Bahusus, bu sıra takip edilse dahi, araya türküler katılabilir. Meselâ Nevruz dan sonra Tatvan denilen bir beste okunur. Nedense bu bestenin de, ilahiye benzediği için olacak, güfteleri aruzla yazılmış gazellerden seçilir. Tekye Musiki‘sinin (Nefes) leri gibi… Tatvandan sonra ekseriya, aynı ayaktan gelen “Yarin kolunda şeve” diye başlayan bir türkü söylenir ve bu türküyü takiben de diğer bir yüksek hava olan (Tecnis)’e geçilir. Tecnisin, kadınlar tarafından söylenişi, erkeklerin söyleyişinden farklıdır. Erkekler, dik sesle de söyledikleri halde, kadınlar, hep yaygın bir tavırla Tecnis okurlar. Tecnisden sonra da, “Her seher, her sabah”veya “Uç gel yanıma di keklik” diye başlayan türküler söylenebilir. Ve sonra Nevruza geçilir. Nevruz ‘dan sonra da “Evleri uçta yarim”, “Bahçeye indim ki” gibi bir çok oynak türkülere geçilir.
Saba Makamı’nda, ki buna halk “Sabahı” der, ekseriya, bir yaygın, bir oynak tavırlı türkü söylenir. Meselâ “Havalandı deli gönül”, sonra “Yeşil yaprak arasında”, bunun arkasından “Gök meydanının tozu olaydım”, ondan sonra da “Değirmen üstü” veya “Bir dalda iki payam” gibi… Makam, Mevlevî Peşrevi ile bitirilir. Bu Peşrev çalınırken “semâ” taklit edilir şekilde, oyunlar oynanır.
Bu türkülerden “Yeşil yaprak”, “Bir dalda iki kiraz” gibi, bazısı, İstanbul’da veya diğer illerimizde söylenmekte ise de, söyleyiş tavırları az çok farklıdır. Mesela, Beşiri Makamında söylenen “Mendilim” türküsü ile Versak da söylenen “Necibem” türküsü gibi; bariz şekilde, farklı tavırlar arz eder. Yukarıda, Nevruzdan sonra söylenen bir “tatvan” makamı olduğu zikredilmişti, buna “Nevruz-Tatvan” denir. Bir de ayrıca muhalif makamında söylenen “Muhalif-Tatvan” vardır.
Harput ve Elazığ’da, muhtelif makamlarda söylenen, bir çok “karşilamalar” ta zikre değer. Bu karşılamalar, bilhassa, Kına Geceleri‘nde, Kürsü Başı Sohbetlerinde, Şehriye Kesilirken ve Yüzük Oyunlarında söylenir. Ancak, karşılıklı olarak ayrı iki sesle söylenmesi gerekir. Biri kadın sesi, diğeri de erkek sesi, (yahut erkek sesine benzer, davudi kadın sesiyle). Bu karşılamalar söylenirken, muhtelif oyunlar da oynanır. Meselâ “Sipahi” oyunu, “Urum kızı” oyunu, Nuri ve Fatoş, Lele Ayşe, Karakuş, Kerem-Asli gibi… Her makamın başında okunması gereken Nefese (gazele), o makamın ilahisi demekte bir bakıma zaruret de vardır. Çünkü, bugün bile, Harput ‘un eski hafızlan, Kur’an, Aşir ve Mevlit okurken, gazellerdeki okuyuş tavrım tekrar ederler. Gazellerdeki perdeler, iniş-çıkış ve dalışlar, aynen bunlarda ve bunların arasında okunan ilahilerde de yapılır. Hatta, Naat okunurken, selât-ü selâm verilirken de, Ağır ve yüksek havalardaki âhenge uyulmaktadır. Anlatıldığına göre, tiz sesli Saray Hatun Camii müezzini, Perili Hatız diye maruf Hacı Süleyman, sabah ezanından evvel, Naat okurken, cemaatin sağdan, soldan camiye geldiği sularda, birdenbire Elezber ‘e geçmiş, ve halk manilerinden birini söyleyerek Hoyrat okumaya başlamıştır. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzade Hacı Ali Efendi ‘ye yaklaşanlar: (Perili Hafızın bu yaptığı küfürdür) diye, şekvacı olmuşlar. Fakat Beyzade Hoca: “Acele etmeyin, sonunu bekleyelim” diye durup dinlemiş, müezzin, Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra, tekrar Na’te devam ettiğini gürünce, Beyzade Hoca, yanındakilere dönerek: “Bu vecit halidir, hoş görülmek gerekir, vebal degil, belki de sevap işlemiş oldu” deyip, şikayete hak vermemiştir. Bilhassa Sabahın alaca karanlığında, yatsının loşluğunda, minareye çıkan hafızların içten gelen bir coşkunlukla, hatta ağlaya ağlaya, ilahilere benzer koşmalar ve semailer okudukları o günlere yetişenler tarafından anlatılmaktadır.
Kaynak: HARPUT AHENGİ, Fikret MEMİŞOĞLU
Yemen Türküsü :
Yıl 1905… Mevsim yaza. Elazığ 1. Redif taburu Yemen’e hareket edecek. Kışlanın önü ana-baba günü… Yaşlı, genç, ana, baba, kardeş, bacı… Ebedi ayrılığın hüznü çokmüş gönüllere, gözler neli giden evlada, kardeşe, sevgiliye…
FOKLOR ve HALK OYUNLARI
Türkiye’de sevilerek okunan Elazığ’a ait bazı türküler…
Yemen Türküsü,
Meteris’den ineydim,
Hayriye,
Kövenk,
Mamoş,
Mezire’den çıktım,
Saray Yolu,
Al Almayı,
Yoğurt Koydum Dolaba,
Dersim Dört Dağ İçinde,
Sinemde Bir Tutuşmuş,
Aş Yedim,
Bir Ah Çeksem,
Bir Şuh-i Sitemkar,
Yüksek Minare,
Göremedim Alemde,
Necibem,
Havuz Başının Gülleri,
Evleri Uçta Yarim,
Gelin Ağlar,
Harput’tan Aldım Bakır… ve daha yüzlercesi...
Hayatta Olmayan Kaynak Kişi ve Okuyucular
Güzel sedaları ile Harput semasını çınlatan ve bugün rahmetli olmuş değerli insanların, isimlerini olabildiğince genç kuşaklara tanıtmak bir vefa borcu olduğu kadar, önemli bir görevdir. Kuşaktan kuşağa bu isimlerin gitmesi de önemlidir.
Derviş Hafız, Serkislinin İsmail, Hafız Kemal, Çorbacıoğlu Mustafa, Mahmut, Dolap Muhittin, Mesut Efendi, Hafız Nuri, Mehmet Akar, Kör Hafız, Kaleli Mustafa, Hafız Yusuf; oğulları Ömer, Derviş, Hafız Alaattin, Korukoplu Şevki Bey, Çeribaşızade Ali Bey, Parmaksızoğlu Efo, Debboya Muhittin, Küçükoğlu Hurşit, Selmanoğlugilin Nuri, Saraç Bilal’in kardeşi Salim, Feyzi Ethemoğlu İbrahim, Mustafa Çavuş, Palulu Recep, Mıkır ve oğlu, Hafız Osman Öge, Kövenkli Hafız Mustafa Demirci, Sıtkı İçmeli, Sabri Çavuş, Şıhhacılı İzzet, Refik İzdemir, Abbas Bakır.
Hayatta Olan Kaynak Kişi ve Okuyucular
Harput türkülerini en iyi bilen ve icra eden kaynak kişi özelliğine sahip son kuşak icracıların başında gelen gerçekten her birisi bir hazine kıymetinde olan Ahmet TASALI, Lokman TASALI, Enver DEMİRBAĞ, Paşa DEMİRBAĞ, Faik BUZ, Kemal YENİCELİ, Nihat KAZAZOĞLU, Hüseyin YETKİN, Mehmet PARLAKSU, ayrıca güzel okuyuculardan Hoğulu Çeketçi Salih, Pekinikli Mustafa Hulisi GÖKTÜRK’ü anmaktayız. Hafız Osman ÖGE, ve Kövenkli Hafız’ı dinleyen ve onların icralarını bilen Kemani Mustafa DÖNER, udi Hüseyin SEKÜ, Ferzan ALAGÖK, avukat Necati ÖZKAYA önemli icracı ve kaynak kişilerdir.
Gakkomu Gakkoşmu?
GAKKO MU GAKKOŞ MU?
Harput’ta gakko,
Mamuratü’l Aziz’de gakko,
Elaziz’de gakko,
Eski Elazığ’da gakko,
Son onbeş – yirmi yılda oldu gakkoş…
Harput ve yöresinde, özellikle kırsal kesimlerde yüzyıllar boyunca ev halkı tarafından ağabeye hitap şekli gakko…
Ya da komşu çocukları için kardeşe hitap şekli gakko…
Hele bu hitabın içinde bir de delikanlılığa yeni adım olan atmış genç delikanlıma sevgi ve merhamet yüklü bir hitap şekli gakkom…
Bir büyüğün küçüğüne seslenişi, kulağa en hoş gelen hitap şekli gakkom…
Gakko demek; kardeş demek,
Gakko demek; ağabey demek,
Gakko demek; kendini bilen delikanlı demek,
Gakko demek; güven demek,
Gakko demek; saygı demek,
Gakko demek; sevgi demekti.
Gakko; manevi duyguyu ön planda tutan, efendi, mert, sözünü tutan, namuslu, kimsenin namusuna göz dikmeyen, tarih ve geleneğine bağlı Harput beyefendisi ve delikanlısı idi.
İnsanımızın birbirlerine karşı adeta bir tebessümüydü…
Sonra gakko oldu gakkoş;
Müzik etkinliklerinde,
Konserlerde,
Folklör etkinliklerinde,
Meşk alemlerinde,
Siyasi mitinglerde,
Ve nihayet maçlarda ve futbol sahalarında,
“Gakko” yu gakkoş yaptılar.
Bunun için birileri adeta birbirleriyle yarıştılar.
Harput kültürünü, Elazığ kültürünü gakkoşlaştırdılar.
Gakkoyu, sekiz köşe şapka ile yumurta topuk, sivri burun, üç-beş bağlı kundura arasına sıkıştırıp gakkoşlaştırdılar.
Gakko’yu unutturdular, gakkoşu simge yaptılar.
Gakko oldu gakkoş,
Alemlerde,
Meşklerde,
Eğlencelerde,
Sokak kabadayılarında,
Mafya özentilerinde kendini gösterdi gakkoş…
Harput’un malum kişileri için yazılan ve söylenen türkülerinde kendini gösterdi gakkoş…
Emoş,
Fidoş,
Mamoş,
Gakkoş…
Gakko oldu gakkoş uzun havalarımızdan, gazellerimizden önce okunan şiirlerde…
Serhoşlar,
Berdoşlar,
Gakkoşlar…
Gakko oldu gakkoş;
Gazete köşelerinde,
En yetkili ağızlarda,
Kendini kültür adamı sayan kültür mafyasında…
Hatta ve hatta Elazığ için patentini alalım dediler.
Gakkoş sizin olsun.
Bana geri verin gakko’yu ve gakkom’u.
Elazığ Türküleri
Elazığ, türkü, mani ve hoyratları ile sadece yöresel müziğe değil Türk halk müziğine de önemli ölçüde kaynak olmuştur. Gönüllerde aşk, şevk, heyecan duyguları yaşatan; beyinlere birlik ve kardeşlik aşılayan Elazığ maya, türkü ve hoyratlarını; Elazığ musikisinden ve yöre halk oyunlarından ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu zengin edebiyat ürünleri bazen bir aşk hikayesini çağrıştırır, bazen de hareketle özdeşleşir ve halk oyunları olarak karşımıza çıkar
Türkülerin Elazığ folklorunda çok özel bir yeri ve önemi vardır. Çoğunun çıkış zmanı ve yazarı belli olmayan rahmetli İshak Sunguroğlu’nun ifadesi ile “meçhul şair ve bestekarların” eserleridir. Elazığ-Harput türkülerini iki bölümde toplamak mümkündür. Bir olay sonucu halkın duygularını terennüm eden ” VAKA TÜRKÜLERİ “. Herhangi bir olaya dayanmayan veya çok eskiden kaldıkları için vakaları tespit edilmeyen türküler.
Türkiye’de sevilerek okunan Elazığ’a ait bazı türküler…
Yemen Türküsü,
Meteris’den ineydim,
Hayriye,
Kövenk,
Mamoş,
Mezire’den çıktım,
Saray Yolu,
Al Almayı,
Yoğurt Koydum Dolaba,
Dersim Dört Dağ İçinde,
Sinemde Bir Tutuşmuş,
Aş Yedim,
Bir Ah Çeksem,
Bir Şuh-i Sitemkar,
Yüksek Minare,
Göremedim Alemde,
Necibem,
Havuz Başının Gülleri,
Evleri Uçta Yarim,
Gelin Ağlar,
Harput’tan Aldım Bakır… ve daha yüzlercesi...
Hayatta Olmayan Kaynak Kişi ve Okuyucular
Güzel sedaları ile Harput semasını çınlatan ve bugün rahmetli olmuş değerli insanların, isimlerini olabildiğince genç kuşaklara tanıtmak bir vefa borcu olduğu kadar, önemli bir görevdir. Kuşaktan kuşağa bu isimlerin gitmeside önemlidir.
Derviş Hafız, Serkislinin İsmail, Hafız Kemal, Çorbacıoğlu Mustafa, Mahmut, Dolap Muhittin, Mesut Efendi, Hafız Nuri, Mehmet Akar, Kör Hafız, Kaleli Mustafa, Hafız Yusuf; oğulları Ömer, Derviş, Hafız Alaattin, Korukoplu Şevki Bey, Çeribaşızade Ali Bey, Parmaksızoğlu Efo, Debboya Muhittin, Küçükoğlu Hurşit, Selmanoğlugilin Nuri, Saraç Bilal’in kardeşi Salim, Feyzi Ethemoğlu İbrahim, Mustafa Çavuş, Palulu Recep, Mıkır ve oğlu, Hafız Osman Öge, Kövenkli Hafız Mustafa Demirci, Sıtkı İçmeli, Sabri Çavuş, Şıhhacılı İzzet, Refik İzdemir, Abbas Bakır.
Hayatta Olan Kaynak Kişi ve Okuyucular
Harput türkülerini en iyi bilen ve icra eden kaynak kişi özelliğine sahip son kuşak icracıların başında gelen gerçekten her birisi bir hazine kıymetinde olan Ahmet TASALI, Lokman TASALI, Enver DEMİRBAĞ, Paşa DEMİRBAĞ, Faik BUZ, Kemal YENİCELİ, Nihat KAZAZOĞLU, Hüseyin YETKİN, Mehmet PARLAKSU, ayrıca güzel okuyuculardan Hoğulu Çeketçi Salih, Pekinikli Mustafa Hulisi GÖKTÜRK’ü anmaktayız. Hafız Osman ÖGE, ve Kövenkli Hafız’ı dinleyen ve onların icralarını bilen Kemani Mustafa DÖNER, udi Hüseyin SEKÜ, Ferzan ALAGÖK, avukat Necati ÖZKAYA önemli icracı ve kaynak kişilerdir.
Genç Kuşak Okuyucular
Esat Kabaklı, Adnan Çilesiz, Zülfü Demirtaş, Hasan Öztürk, Ali Öner, İlhami Yağcı, A. Kadir Bay, Osman Bulut, Mustafa Aksu, Niyazi Atıcı.
Halay
Değişik oyunları bulunan Elazığ’da oyunlarda genel hakimiyet Türü Halay şeklindedir. Bütün dünyada MUMLUDANS olarak ülkemizde ise Çayda Çıra olarak bilinen oyun, Elazığ’ın başta gelen oyunudur. Diğer oyunlar ise sırasıyla.
Halay, avreş, üç ayak, ağır halay, (ağırlama), temürağa, keçike, bıçak, kalkan kılıç, çepik; sadece kadınların oynadığı gelin oyunu, şeve, kırma.
Türkülü olarak oynanan oyunlarımız ise Delilo, Fatmalı (nure), Tamzara, Büyük Ceviz, Güvercin, Isfahan ve Leblebicidir.
Seyirlik Oyunlar Köy seyirlik oyunları, kırsal alanda çeşitlilik gösterir. Günlük hayattan kaynaklanan oyunların bir bölümü başka yörelerdekilere benzer. Deve ve Arap oyunu bunlardandır. Gülmece öğeleri ağırlıktadır. Yöreye özgü sudan geçirme, yazma, karanfil, köy ve şehir kızı lelişo, pisik gibi orta oyunlarıda vardır.
Bunun dışında çocuklar içinde çeşitli oyunlar bulunmaktadır.
VAKA TÜRKÜLERİ :
Harput, Yemen, Fide, Hafo, Nesibe, Hafız Nene-iri Güllü, Akif, Hayriye, Kogenk, Mamoş, Katip, Kurey Suyu, Al Alma, Fincanı Taştan Oyarlar, Emine, Hakkı türküleridir.
Geniş Kaynak :
İshak SUNGUROĞLU’nun “Harput Yollarında cilt-3” Fikret MEMİŞOĞLU’nun “Harput Halk Bilgileri” eserlerinde bulabilirsiniz.
YEMEN TÜRKÜSÜ
Hüseyni Türkü
Havada bulut yok, bu ne dumandır?!
Mahlede ölü yok, bu ne şivandır?!
Ana ben ölmedim bu ne figandır?!
Eli yemendir, gülü çemendir!
Giden gelmiyor, acep nedendir?!
Kışlanın ardında,üç ağaç incir;
Kolumda kelepçek, boynumla zincir!
Zincirin yerleri ne yaman sancır!
Ayni nakarat
Kışlanın ardında, sıra söğütler;
Zabitler oturmuş, asker öğütler.
Yemen’e gidecek bu koç yiğitler
Ayni nakarat
Kışlanın ardında, redif sesi var;
Bakın çantasına acep nesi var?
Bir çüt kondurası, bir al fesi var!
Ayni nakarat
Kışlanın ardını, duman bağladı.
Analar, babalar kara bağladı!
Yemen’e gidene herkes ağladı!
Aynı nakarat
Kışlanın ardında yüzüyor kazlar;
Ayağım ağrıyor, yüreğim sızlar!
Yemen’e gidene ağlıyor kızlar!
Aynı nakarat
Kışlanın ardında, bir kırık testi;
Askerin üstüne Sam yeli esti!
Gelinlik tazeler umudu kesti!
Eli yemendir, gülü çimendir
Giden gelmiyor, acep nedendir?
Not: Nakarat ‘da söylenen “alo Yemendir” yahut “ano Yemendir” deyimleri
yanlıştır. Doğrusu “Eli Yemendir” şeklinde söylenenidir.
“Burası Huş’tur, yolu yokuştur”
“ Giden gelmiyor, acep ne iştir.”
Şeklindeki nakarat, sonradan katılmıştır. Elazığ evvela 4. Ordu, sonra da Kolordu merkezi olduğu için, en çok asker, Harput çevresinden gönderilmiş, hatta “redifler” bile sevk edilmiştir. Bu gün de askeri binalardan birine hala “Redif kışlası” denir. Çünkü “Redif Birlikleri” ELAZIĞ da idi.
* Türkü, büyük sevkıyatın, haftasında, kadınlar tarafından çıkarılmıştır.
Bu sevkıyat arasında, Kel Feyzi de vardı. Güzel sesiyle uğurlayanları ağlatmıştır.
Diğer bir okuma şekli.
YEMEN TÜRKÜSÜ
HAVADA BULUT YOK BU NE DUMANDIR
MAHLEDE ÖLÜM YOK BU NE ŞİVANDIR
ŞU YEMEN ELLERİ NE DE YAMANDIR
ANO YEMENDİR GÜLÜ ÇEMENDİR
GİDEN GELMİYOR ACEP NEDENDİR
BURASI HUŞTUR YOLU YOKUŞTUR
GİDEN GELMİYOR ACEP NEDENDİR
KIŞLANIN ÖNÜNDE REDİF SESİ VAR
BAKIN ÇANTASINDA ACEP NESİ VAR
BİR ÇİFT PABUÇ İLE BİR DE FESİ VAR
KIŞLANIN ÖNÜNDE ÜÇ AĞAÇ İNCİR
KOLUMDA KELEPÇE BOYNUMDA ZİNCİR
ZİNCİRİN YERLERİ NE YAMAN SANCIR
KIŞLANIN ÖNÜNDE SIRA SÖĞÜTLER
ZABİTLER OTURMUŞ ASKER ÖĞÜTLER
YEMENE GİDECEK BU KOÇ YİĞİTLER
KIŞLANIN ARDINI DUMAN BAĞLADI
ANALAR BABALAR KARA BAĞLADI
YEMENE GİDENE HERKES AĞLADI
KIŞLANIN ARDINDA YÜZÜYOR KAZLAR
AYAĞIM AĞRIYOR YÜREĞİM SIZLAR
YEMENE GİDENE AĞLIYOR KIZLAR
KIŞLANIN ARDINDA BİR KIRIK TESTİ
ASKERİN ÜSTÜNE SAM YELİ ESTİ
GELİNLİK TAZELER UMUDU KESTİ
Anonim, Yöre: Elazığ
ÇAYDA ÇIRA TÜRKÜSÜ
Şirvan Makamı
Çayda Çıra Türküsü:
Çayda çıra yanıyor,
Humar göz uyanıyor.
Fitil çifte yara bir,
Yürek mi dayanıyor?
Çayda çıra yakarım,
Yar yoluna bakarım.
Bir yüz görümlüğüne,
Beşibirlik takarım.
Çayda çıra, yüz çıra,
Yanıyor sıra sıra.
Yarim keklik, ben, şahin,
Everim ardı sıra.
Çayda çıra yanıyor,
Ay tutulmuş sanıyor.
Yavaş yürü, usul bas,
Engeller uyanıyor.
Çayda çıralar yine,
Yandılar döne döne.
Bahtılı çıra seni,
Ayda yılda bir güne.
Çayda çıralar yakın,
Çıkın yoluna bakın.
Hak nazardan saklasın,
Kem göz değmesin sakın.
Çayda çıra geline,
Kına yakın eline.
Nazar değmesin sakın,
Has bahçenin gülüne.
Çayda çıra’larım var,
Gizli yaralarım var.
Eller al, yeşil giymiş,
Benim karalarım var.
Çayda çıra yanıyor,
Engeller uyanıyor.
Çözme tabip yaramı
Al kana boyanıyor.
Yanar çayda çıralar,
Kızlar oyun sıralar.
Gelin hanım gelirse,
Defci toplar paralar.
Not: Besteyle söylenirken söz katmaları yapılır.
MAMOŞ TÜRKÜSÜ
Pencereden bir taş geldi
Ben sandım ki Mamoş geldi
Uyan Mamoş, uyan Mamoş
Başımıza ne iş geldi
Penceresi yeşil perde
Yeni düştüm ben bu derde
Kör olasın Bekir Hoca
Nasıl yatak bu dar yerde
Eyvah Mamoş, eyvah Mamoş
Tabip getir, imdada koş
Penceresi yeşil yaprak
Mamoş giyer siyah kalpak
Kör olasın Bekir hoca
Yatağımız kara toprak
Evlerinde koyun kuzlar
Vuruldum ben yaram sızlar
Öldüğümü aramim ben
Yetim kaldı yavru kızlar
Di kalk Mamoş, Mamoş, di kalk
Başımıza yığıldı halk
Evlerinin ardı kavak
Yağmur yağar ufak ufak
Kör olasın Bekir hoca
Ağzımdaki kurşuna bak
Pencerenin önü çardak
Rakı içdik bardak bardak
Kör olasın Bekir Hoca
Koymadın ki murad alak
Eyvah Mamoş, Mamoş eyvah
Doktor çağır, yarama bak
Dış kapıyı, araladın ;
Ak bahtımı, karaladın.
Kör olasın Bekir hoca
Mamoş’u da yaraladın
Mamoş, palton tutayım mı
Hayrın için satayım mı
Mezarında boş yer var mı
Ben de girip yatayım mı
Mamoş ninni, Mamoş ninni
Bilinmez kim kime kinni
Bekir hoca vurdu beni
Bekir hoca vurdu seni;
Not: Bekir Hoca’nın , Mamoş la Firdevs’i, jandarma Ali’ye vurdurması üzerine çıkarılmıştır.
ELAZIĞ TÜRKÜSÜ
UŞŞAK TÜRKÜ
Elâzığ türküsü
Elaziz uzun çarşı
Dükkânlar karşı karşı
Sevmişim alacağım
Dosta, düşmana karşı
Elâziz altı kuyu
Uyu sevdiğim uyu
Şu benim sevdiğimin
Şekerden tatlı huyu
Elaziz de bir oda
Ay giriyor buluda
Korkarım düşem ölem
O yar beni unuda
Uşşak Hoyrat
Kesik Hoyrat
Oh olsun, oh olsun
Kaş yay, kirpik oh olsun
Dostlar der yazık oldu
Düşmanlar der oh olsun
Oh dalandı, oh dalandı
Oh dedi, oh dalandı
Yetiş kabrim üstüne
Örtüldü tahtalandı.
Elazığ Şiirleri
Adı : ELAZİZ BAŞKA
Yazarı : Bünyamin EROĞLU
Türü : Elazığ Şiir
Ek Bilgi :
Yetmiş dokuz ili gezdim dolaştım.
Zaman oldu çok şöhrete ulaştım.
Çok yerlerde çok işlere bulaştım.
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Bir yanımda Malatya bir yanımda Muş
Tunceli elinde sanayi yokmuş
Diyarbakır da ciğerler çokmuş
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Kuzeyinde Erzincan’la Sivas var
Ölü çıkan hanelerde çok yas var
Er oğlu erlerden insanda has var
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Kulak ver arkadaş gelen şu sese
Arap baba dene büyük nefese
Kurmuşlar bir ilim dolu medrese
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Ne deynek vururlar kula, ne çalı
Bazan kar yağdırır bazenden dolu
Şeyhiyle meşhur o bizim Palu
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Cip köyünde canlar can katar cana
Âraf verir, hayat verir insana
Canım kurban cerayanlı Keban’a
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Burada öğrendim ilimi fenni
Burada çok yetişmez çakır dikeni
Bir tepede gittim gördüm Maden’i
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Burada ki insanlar çekti çok çile
Ancak çileleri düşmedi dile
Ayrı değer versin Devlet Baskil’e
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Gel arkadaş gitme öyle uzağa
Burda düşmen aşk denen o tuzağa
Selam yolla burdan ayrılan Çemişgezeğe
atanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Geniş tutar lekesizdir arını
Hiç düşünmez geleceği yarını
Çünkü hepsi Belek Gazi torunu
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
O Anadolu’nun en güzel yeri
Burda birleşmiş Türk’ün her eri
Dadına doyulmaz Orcik şekeri
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Gelenden geçenden ilham gapmışlar
Kalleşleri bir kenara atmışlar
Etrafında dokuz baraj yapmışar
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Deresinde görürsün çok çakıl daşı var
Harput’tan buraya çok nakil var
Hastahanede delilere akıl var
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
Buradan geçmemiş bizim Köroğlu
Amma tarih seni burda der oğlu
Büyük abi ol Bünyamin EROĞLU
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.
ELAZIĞA ÖZLEM-ABDULLAH ŞEKEROĞLU
Dağların moru yok Şimdi hep duman
Tepeler el açar göklere aman
Takvimlerde resmine baktığım zaman
Bakyp bakyp aĞlar oldum ELAZIĞ
Çocukluğum sendin gençliğim sen
Gurbet elde uzak kaldym sana ben
Aşımdasın, ekmeğimde suyumdasın sen
İçer iken ağlar oldum ELAZIĞ
Hiç bakmadan dü?tük gurbet iline
Kapılmayız dünya malı seline
En son resmin geçti şimdi elime
Efkarlanıp ağlar oldum ELAZIĞ
Oradayken kıymetini bilmedik
Keyfimizden gurbet ele gelmedik
Hep ağlidik bir gün olsun gülmedik
Güler iken ağlar olduk ELAZIĞ
Adı : ELAZIĞ
Yazarı : Adnan YÜCESOY – Polis Memuru
Türü : Elazığ Şiirleri Güldestesi
Ek Bilgi : KAYNAK : COŞKUN BOZKURT
Koskoca dört yılım geçti burada;
Yaşatacam, seni hep hatıramda
Sıra sıra olan sokaklarında,
Teker, teker gezip durdum Elazığ.
İlk geldiğim gün gakko dediler;
O zamandan beri kardeş ettiler
Meşhur orcik ile Bastuğ verdiler,
Lokmalarda seni tattım; Elazığ.
Keban baraj gölü sarmış etrafın;
Harput’a dayanmış senin bir yanın
Çayda çıra ile anılır adın;
Halay olmuş oynanıyor; Elazığ.
Kömürhan köprüsü Harput’a bakar;
Fırat’ın suyu kıvrılmış akar
Yıktığı yuvalar, ağıtlar yakar
Türkü olmuş söyleniyor; Elazığ.
Harput’a çıkınca eser yellerin;
Sıra sıra yatmış hep erenlerin
Canlarını veren bu şehitlerin;
Kucak açmış çağırıyor; Elazığ.
Veda ediyorum dostlar sizlere;
Dua edin sizde biz Polislere
Geldim, gidiyorum başka bir il’e
Gözüm gönlüm sende kaldı; Elazığ.
Adı : HARPUT’A AĞIT
Yazarı : Ahmet KÖMÜRLÜOĞLU – 1948
Türü : Elazığ Şiirleri Güldestesi
Ek Bilgi : Kaynak Coşkun BOZKURT
Toprak çanaklarda solan güllerle
Tarihe ses veren kulelerinle
O, geçmişe hasret camilerinle
Derin bir mateme büründün Harput
Bu akan çeşmeler gözyaşların mı?
Sönen kandillerin kader ağın mı?
Yanlızlık ekmeğin keder aşın mı?
Sen artık hayata küstün mü Harput.
Duyulmuyor şimdi kahkahaların
O kadar derin ki hıçkırıkların
Derdine yabancı şimdi dostların.
Bu halinle sen ne bedbahtsın Harput.
Yazmıyor kalemim, söylemez dilim,
Asırlar geçsede dinmez hasretim,
Her sabah seherde haber beklerim
Sıra, sıra dağlar ardında Harput.
Adı : GÜZEL ELAZIĞ
Yazarı : BİLİNMİYOR.
Türü : Elazığ Şiirleri Güldestesi
Ek Bilgi : KAYNAK : COŞKUN BOZAT
Kale boyu güvercinler yuvası
Rahmetle sulanır altın ovası
Sende vardır erenlerin duası
Sen şarkın gülüsün güzel Elazığ
Çeşitli semtlerde kurulur pazar
Günlük olayları gazete yazar
İnşallah sanada değmesin nazar
Doğunun gülüsün güzel Elazığ
Generalin var, subayın var, erin var
Şehidin var, evliyan var, pirin var
İzzet paşa kalbimizde yerin var
Sen şarkın gülüsün güzel Elazığ
Nadir baba, Mansur baba erenler
İstasyondan gelir geçer trenler
Seni sever, sana gönül verenler
Doğunun gülüsün güzel Elazığ
Hasret buram buram yansa tüter mi
Bülbüller yurdunda baykuş öter mi
Seni methetmeye gücüm yeter mi
Sen şarkın gülüsün güzel Elazığ
Adı : GAKGOŞ’A NASİHAT
Yazarı : Fethiye GÖNÜLTAŞ – Gemlik BURSA – 1997
Türü : Elazığ Şiirleri Güldestesi
Ek Bilgi : Kaynak : Fikret COŞKUN
Meyve zamanı Çizmecinin bahçesinden
Hiç elma çalmadıysan,
Zemheri ayında Kayabaşından aşağı,
Hiç kaymadıysan
Avreşte, keçigede mendil sallamadıysan
Elazığlıyım deme gülerler sana gakkoş.
Nazar değmesin diye Dabakhanede çimmediysen
Bit bazarında bişen foduladan yemediysen
Karaçalı suyundan bi damla içmediysen
Elazığlıyım deme gülerler sana gakkoş.
Harput galesinin gıkgıligine çıhmadıysan
Üryan baba, Fetahmet’i ziyaret etmediysen
Sarahatun camisinde heç namaz kılmadıysan
Elazığlıyım deme gülerler sana gakkoş.
Adı : ELAZIĞ’A HASRET
Yazarı : Orhan ÖNAL
Türü : Elazığ Şiirleri Güldestesi
Ek Bilgi : Kaynak : Harput Çırası Dergisi
Gakgo ösgedim dayanamim gelim Mezireye
Uğrayıp hasret giderecem bibiye diyezeye
Hoyratını halayınıda çok ösgedim
Yıllar var ki doya doya seyredip dinlemedim.
Nahır vakti revan oldum tuttum yolunu
Arka goltuktan bir gakgo dürttü kolumu
Dedi beg yolculuk nere, dedim ona Mezireye
Sordu esas oralımısın, dedim doğma böyüme
Geceyi geçirdik geh uyku geh horatta
Sabah gözümü açtım gelmiştik Fırat’a
Kömürhan da gün doğdu dağları aştı
Otobos yavaşladı Musa damına yanaştı.
Dediler sabah kahvaltısı ihtiyaç mola
İndim kokladım etrafı doya doya
Musa damı dedikleri aynı bir ahır seküsü
Kerpiçten yapmışlar ne boyası var ne süsü
Süyüngü çökmüş çortun’u dönmüş merteğe
Sahibi pala, benziyi mert bir erkeğe
İkram etti bize tereyağlı sac akmeği
Yanında bir üsgüre ayran, buz gibi etti yüreği
Yollandıh yola geldik yoçatı, hanköyüne
Otobüsün içi döndü birden düğün evine
Gulağıma sesler geldi yaklaşik şükür Elazığ’a
bir digeri söylendi,gurban olam toprağına taşına
Göründü kuzeyde pancarlık bağları Harput kalesi
Arka sıralardan gelen hazin bir hıçkırık sesi.
Döndüm baktım bir igit yaslanmış cama
Hasrete dayanamayıp ağlıyor gana gana
Anladım o da benim gibi hasret vatana
Bu hasretliğe sebebin, canına gurt dadana
Garaja vardım yendim otobosdan aşağı
İhvanlar şalvar geymiş sarmış guşağı.
Yağızdır, merttir şu elazığ uşağı
Neşeli olunca seplenir şorşordan aşağı
Gakgo Orhan efkârlanmış ah der Elaziz
İsmi Aziz, İnsanı Aziz, Mamuratül Aziz.
Adı : HARPUTLUYUM GURURLUYUM, MUTLUYUM
Yazarı : Zülfü ÇELİK – 1996
Türü : Elazığ Şiirleri Güldestesi
Ek Bilgi : KAYNAK : COŞKUN BOZKURT
Hasretine dayanamam Harputun
Dağlarına özlemim var Harput’un
Havasına doyulmuyor Harputun
Harputluyum gururluyum, mutluyum.
Seviyorum Harput seni can ile
Dile gettim sevdiğimi söz ile
Zerresini değişmem ben gözüme
Harputluyum gururluyum, mutluyum.
Evvel ahır Harput seni severim
Arada bir ziyarete gelirim
Dua eder göz yaşı dökerim
Harputluyum gururluyum, mutluyum.
Harputludur bizim gerçek aslımız
Gakkoş diyarıdır gakkoş canımız
Evliyalar diyarıdır El-aziz
Harputluyum gururluyum, mutluyum.
Evliyalar yatar Harput bağrında
Vurulmuşum ben onların halına
Gurban olam Gakkoşları yoluna
Harputluyum gururluyum, mutluyum.
Gakko gakko nasıl dedin sen ele
Herkesin derdini getirdin dile
Gözün yaşlı sevgi dolu sözünde
özün yaşlı sevgi dolu özünde.
Elazığ Mutfağı
Elazığ mutfağı oldukça zengin yemek çeşitlerine sahiptir. 150’ye yakın yemek çeşidi olan Elazığ’da, üç öğün dışında “Kuşluk yemeği” ve özellikle “Yatsılık” denilen pestil, ceviz, orcik, meyve gibi yiyeceklerin bulunduğu sofralar açılır. Geleneksel Elazığ (Harput) mutfak kültürü, Türk mutfak kültürünün izlerini taşır.Sofra adabından yemek çeşitlerine kadar halen geleneksel özelliklerini koruyabilen Elazığ mutfağında; tarihi Oğuzlara kadar tutmaç, umaç, aşı anamaşı, kara kavurma gibi yemekler halen varlığını sürdürmektedir.
Kış mevsimi için yapılan hazırlıkların başında taze meyve ve sebzelerin hemen hepsinin kurutulması gelir. Turşu ve salamura yapılır, şehriye ve erişte kesilir, kurut ve tarhana hazırlanır; tandır ekmeği yapılır; kavurma hazırlanır, orcik, pestil, tutunu yapılır.
Düğün ve sünnetlerde özel eğlence törenlerinde ziyafet çekilir, özel yemekler çıkartılır. Bütün bu işler komşu ve akrabaların yardımı ile topluca yapılır. Günümüzde geleneksel yemeklerimiz halen yapılmakla birlikte yeni yemek çeşitleri de Elazığ mutfağına girmiştir. Keban barajının yapılması ile birlikte tatlı su balıklarıda Elazığ mutfağında yerini almışlardır.
Elazığ- Harput Mutfağı yörenin özelliklerine bağlı olarak çok büyük çeşitlilik ve zenginlik gösterir. İlin kendine has ve kendi ismiyle anılan çeşitli yemekleri vardır. Bu yemekler ülkemizin birçok yöresinde de Elazığ yemeği olarak yapılmaktadır.Büyük bir damak zevkine sahip olan Elazığ insanının , mevsimine göre pişirdiği yemeklerden başlıcaları şunlardır.
Çorbalar :
Erişte, keleçoş, lobik, kurutlu, kulaklı, bulama, un, yoğurtlu, pirinçli, mercimek, döğme, tarhana ve sebzeli çorbalardır.
Lapalar :
Yarma ve pirinç, kuymak, hilisli lapalardır.
Et Yemekleri :
Kaburga, kara kavurma, kellecoş, kapama, taraklık, kızartma, şişkebabı, tas kebabı, keklik, kuzu kızartması, işgene, büryan, tava, güveç, ciğer kebabı ve paçadır.
Köfteler :
Harput köftesi, (bulgur köfte) içli köfte, fındık, yalancı, ekşili, nohutlu, kadınbudu, lüle, ayar, küncülü, (susamlı) köftelerdir.
Dolma ve sarmalar :
Dilim, domates, biber, patlıcan, kabak, kofik, zeytinyağlı sarmalar, lahana, yaprak, bunbar ve kibe’dir.
Ekmekli Yemekler :
Sac ekmeği, taş ekmeği, peynirli ekmek, yağlı yufka, nohut ekmeği, fodula, sırın, patila (peynirli, çökelekli, kıymalı, kakırdaklı, soğanlı, kavurmalı, susamlı), püsün, (ufalama) , cevizli ve gömmedir.
Sebze Yemekleri :
Taze patlıcan, fasülye, kabak, oturtma, kabak aşı, karnıyarık, dizme, imam bayıldı, söğürtme, ışkın yemeği, kenger yemeği, badem çağlası yemeği, pirpirim (semizotu), musakka, bakla ve bamya yemekleridir.
Pilavlar :
Bulgur, pirinç, etli bulgur ve pirinç tiridi, sulu pilav, patlıcanlı pilav, fasülyeli, soğanlı, nohutlu, mercimekli, mukaşerli, yemekli simit pilavı, keşkek (döğme pilavı) dır.
Börekler :
Su böreği, el böreği, poğaça, tepsi böreği, (Peynirli, kıymalı, ıspanaklı), sana böreği, talaş ve bişi’dir.
Helvalar :
Un helvası, hesüde, pekmez, peynir, vişne, kayısı, irmik, kabak, kar ve ceviz helvası’dır.
Yumurtalı Yemekler :
Yağda, mıhlama, gaygana, ışkınlı, pestilli, ıspanaklı, fasulyeli ve yarım kuzu’dur.
Tatlılar :
Baklava, sarılıburma, dolanger, kalbur hurması, tel kadayıfı (Peynirli, Cevizli), revani, sütlaç, muskalı, zerde, göbek, dilber dudağı, kargaburnu,
Hoşaf ve Şerbetler :
Üzüm, kayısı, vişne, erik, kızılcık, nar ve pekmezdir.
SIRIN
Elazığ Folklörü
Elazığ Halk Oyunlarını, oyun bölgelerinden ”Halay Bölgesi” içinde ele almak gerekir. Elazığ oyunları içinde “Bar” özelliği gösteren oyunlar varsa da bunlar çok azdır.
Elazığ Halk Oyunları “Halay Bölgesi” içinde hareketlilik açısından diğer il ve bölgelere göre ağır ve estetiktir. Az miktarda, çok hareketli oyunlar da vardır. Oyun tempolarını incelediğimiz zaman bu özellik hemen göze çarpmaktadır. Oyunlar “Halay Bölgesindeki diğer oyunlara nazaran müzik ve oyun figürleri açısından ayrıcalık gösterir.
Öyle sanıyoruz ki, bu ayrıcalık Elazığ Halk Müziğinin, daha ziyade Türk Sanat Müziğine yatkın olmasından ve müziğin klasik sazlarla icra edilmesinden ileri gelmektedir. Müzikteki bu ayrıcalık, oyun müziklerinin zengin bölümlere sahip olmasında, oyunlarda ise zengin figürlere sahip olmasında gözlenmektedir. Ayrıca her yörede görülmeyen, her oyun formuna (figürüne, kalıbına) karşılık bir müzik formunun bulunması da kayda değer bir durumdur.
Elazığ Halk Oyunları, genel olarak “tatlı sert” bir karaktere sahiplerdir. Erkek oyunları biraz daha sert ancak estetik, kadın ve kız oyunları ise biraz daha yumuşak ve tatlıdır. Komşu vilayetimiz olan Diyarbakır’ın halayında görülen sertlik, Elazığ halayında mevcut değildir. Ondaki sertlik ve figür azlığına karşılık, diğerinde (Elazığ Halayında) tatlı sertlik ve figür zenginliği şeklindedir.
Avreş Oyunu
“Berber Yaşar” adıyla da tanınan bu oyunun, Elazığ dışında herhangi bir yerde oynandığına rastlanmamıştır. Oyunun kaynağı Harput’tur. Eskiden asker sevki çok olan Elazığ ve Harput’ ta, askeri hareketlerin taklidi ile ortaya çıkan bu oyun, Elazığ’ın her yerinde oynanır. Oyunun elli-altmış yıllık bir geçmişi olduğu söylenmektedir. Bugün davul ve klarnetle çalınan bu oyunun müziği eskiden zurna ile çalınır ve oynanırdı.(Bugün birçok dağ köyümüzde ve birçok Alevi köyümüzde hâlâ zurna çalınmaktadır.) Esasen Harput’a klarnet girmeden önce düğünlerin baş sazı zurna idi. Ancak Türkiye’ye girdiği anda Harput’ta da kullanımı başlayan klarnet zurnayı büyük ölçüde etkileyerek etkinliğinin azalmasına neden olmuştur.
Avreş oyununun türküsü, yoktur. Bu oyunun melodisi ile başka bir oyun oynanmadığı gibi, bu oyun başka bir melodi ile oynanmaz. Oyun müziği önce 6/8 lik usûlde ve ağır tempoda, sonra 4/4 lük usûlde ve hızlı tempoda oynanır. Makamı İbrahimiyye dir. Tek sıra dizilmek suretiyle oynanan bu oyun bazen de sağa sola dönmek suretiyle icra edilir. Oyunun öyküsü olmayıp, oyun figürünü teşkil eden hareketler, daha çok ayaklarda toplanmış, kısmen de başla yapılmaktadır. Vücudun tabiî hareketlerini ihtiva eden oyun figürleri ile, asker hareketleri taklit edilmektedir. Oyunda “ha-ha, hey-hey”diye nara atılır. Bu oyun daha ziyade asker uğurlâmalarında ve düğünlerde oynanır.
Halay Oyunu
Harput Halayı da denilen bu oyunun varyantları, “Palu” varyantı, İngüzek’te “Karaçor” denen oyun, Ağın’da “Düz Halay”, Baskil’de Halay, Sivrice’de “Düz Haley” dir.
Oyunun kaynağı Harput’tur ve 200-300 yıldan beri, gençler ve yaşlılar tarafından zevkle oynanmaktadır. Oyun müziği önce 2/4 lük ve “zazaki” denilen figürde 6/8 lik usûlde çalınır, makamı İbrahimiyye’dir. Oyun, avuç avuca kenetlenip tutunmak suretiyle tek dizi halinde oynanır.
Oyunun figürleri ayaklarda toplanmıştır. Daha çok asker uğurlamalarında ve düğünlerde oynanmaktadır.
Bıçak Oyunu
Oyun merkez ilçeye bağlı Hankendi (Hanköy) Bucağı’ndan derlenmiştir. Oyunun asıl kaynağı belli değildir. Bıçak oyunları Türkiye’nin hemen her bölgesinde değişik şekillerde görülmektedir. Erzurum’da “Hançer Bari”, Karadeniz Bölgesinde de bıçaklarla çeşitli horonlar oynanmaktadır. Davul ve klarnet eşliğinde oynanan bu oyun türküsü yoktur. Başka bir melodi ile oynanmadığı gibi, bu oyunun melodisi ile de başka bir oyun oynanmaz.
Oyun, 9/B lik usûlde ve “İbrahimiyye” makamındadır. İki erkek, bir kadın ya da kadın kılığında bir erkek olmak üzere üç kişi. ile oynanır. Bar özelliği de göstermektedir. Oyun el ve ayak hareketlerinden oluşur. Taklitli bir oyun değildir. Müzik aynı ölçüyü sürekli takip eder. Usûlde bir değişiklik olmaz. Mutaassıp yerlerde kızlar ve kadınlar düğün alanına giremezler; oyunu damdan veya uzak yerlerden seyrederler. Bu yüzden oyunun seyri değişir.
Oyun araçları, oyuncuların ellerinde bulunan ikişer bıçaktır. Oyuncular bunlarla figürler yaparlar. Bıçak aralarından geçer, göğüse doğru sallanır. Oyun düğünlerde oynanır, türküsü yoktur.
Kılıç Kalkan Oyunu
Eski oyuncular tarafından oynandığı duyulmuş, fakat görülmemiştir. Oyun müziğinin notası olduğundan, müziği hakkında bilgi edinmek kolaydır. Kaynak kişilerden Tahsin AYIK kendisiyle görüştüğümüzde, bu oyun hakkında şunları söylemiştir: “Bu oyunu oynayanları gördüm. Bunlar yaşça bizden daha büyüklerdi. Kılıç ve kalkanları olmadığından ellerindeki sopaları kılıç, ayakkabılarını kalkan yaparlardı. Sahip çıkılmayan bu oyunumuz maalesef iptal oldu. ”
Delilo Oyunu
Harput’tan derlenen bu oyuna “Derilo”, “Delilo” gibi adlar verilmektedir. Bu oyun halay bölgesinin hemen her yerinde, birbirine benzer özelliklerle oynanmaktadır. Asıl çıkış kaynağı konusunda bir yargıya varmak mümkün değildir.
Delilo oyununun 150-200 yıllık bir oyun olduğu söylenmektedir. Oyun, türkülü bir oyun olup, davul ve klarnet eşliğinde oynanır. Oyunun türküsü oyuncular tarafından söylenir. Bu oyun, başka bir oyun melodisi ile oynanmaz, bu oyun melodisi ile de başka bir oyun oynanmaz. 4/4 lük usülde müziği olan oyun, çevre illerdeki “Delilo” oyunlarından biraz daha ağırdır.
Çayda Çıranın Hikayesi
Bu oyun, Elazığ’ın Harput Bucağından derlenmiştir. Oyun “Mumlu Dans” namıyla dünyaca tanınmaktadır. ”Çayda Çıra” oyunu hakkında çeşitli efsaneler vardır. Ancak, bunlar dilden dile dolaşan çeşitli halk masallarına benzemekte ve diğer şehirlerimizde anlatılan efsanelerin bir varyantı ya da değişikliğe uğramış bir şekli olarak anlatılmaktadır.
Oyun, orijini itibariyle aydınlatma amacı güdülerek ortaya çıkmıştır. Araştırmamızda halk arasında söylenen çeşitli efsaneler tespit ettik. Bunlardan bir örnek: Efsaneye göre Hazar Gölü kenarında bir köyde birbirini seven iki genç, gizlice buluşmaktadırlar. Erkeğin buluşma yerine gidebilmesi için gölü yüzerek geçmesi gerekmektedir. Buluşma gece olduğundan, kız çıra (Dındik) yakarak gence yerini belli etmektedir. Genç ise, ışığa doğru yüzmekte ve böylece sevgililer buluşmaktadır.
Bu durumu sezen kızın babası, buluşmanın yapılacağı bir gün erkeğin yüzerek gölün ortalarına geldiği sıralarda çırayı söndürür ve genç sevgilinin gölde boğulmasına sebep olur. Bunu fark eden kız da kendini suya atar, o da kaybolur.
Bunun üzerine bütün köylü toplanarak ellerindeki “Çıra” larla iki sevgiliyi aramaya başlarlar. Efsaneye göre, bu olay üzerine ağıtlar yakılmış, türküler söylenmiş ve çıra ile arama olayı oyunlaşarak günümüze kadar gelmiştir. (Benzer bir efsane de Van yöresindeki “AHTAMARA” efsanesidir.)
Altınova’da yapılan görkemli bir düğünde geleneksel bir biçimde çay kenarında kurulan düğün meydanında çıralar yakılmış, “somat”lar kurulmuş ve düğün bütün coşkusuyla devam etmektedir. Bu sırada ay tutulunca, evlenen gencin annesi olan Pembe HAN tabaklara çıralar, mumlar diktirip gençlerin ellerine vermiş ve önde kendisi olmak üzere yürüyerek düğün meydanına, görkemli bir biçimde girmişlerdir. Bu buluşun mükemmelliği karşısında aşka gelen “Zurnacı Başı”, ellerindeki tabaklarla ortalığı bir anda gündüze çeviren, bu kalabalığı karşılayarak, gelenlerin ayak hareketlerine uygun bir müzik çalar. Kendisine eşlik eden kırk davul kırk zurna ile ortalık inlemeye başlar, böylece “Çayda Çıra” oyununun melodisi ortaya çıkmış olur. Bu olay gelenek halini almış ve çayda çıra oyunu günümüze kadar oynanıla gelmiştir.”
Eskiden kaç-göç olmadığı için, kız-erkek karma oynanan bu oyun, günümüzde karma oynandığı gibi, ayrı ayrı da oynanır. Oyunun 200-300 yıllık bir mazisi olduğu söylenir. Oyun Elazığ’ın her tarafında bilinir ve oynanır. Hatta, son zamanlarda Elazığ dışına da taşarak Malatya ve Diyarbakır’da da çeşitli şekillerde oynanmaya başlamıştır.
Çayda Çıra oyunu sürekli olarak kendi melodisi ile oynanır. Ancak oyunun başlangıcında “Şirvan” ya da “Gelin Ağlatma Havası” denilen bir melodi çalınır. Bu oyunun melodisi ile başka bir oyun oynanmadığı gibi, bu oyun başka bir melodi ile de oynanmamaktadır. Oyun 10/8 lik usulde, “Şirvan” makamındadır. Orta çabuklukta bir oyun olan çayda çıra, en az dört-beş kişi ile yürütülür. Arka arkaya dizilerek bazen tekdizi, bazen de daire şeklinde oynanmaktadır. Halay sınıfından çok, dini bir raksa benzemektedir. Taklitli bir oyun olmayan “Çayda Çıra”, usul itibariyle başladığı gibi bitmekte ve usulde bir değişiklik olmamaktadır. Hem açık, hem de kapalı yerlerde oynanır. Güvey ya da gelin misâfir önüne çıkarılırken ve de “güvey gezdirmesi” geleneği yerine getirilirken oynanır.
Tüm oyunlarda başta oynayana kolbaşı, sonda oynayana sonbaşı ya da poçik denir. Sadece halay oyununda “Halaybaşı” ve “Halaysonu” adları kullanılır. Oyunun aracı çift tabak ve içerisindeki üçer mumdan ibarettir. Oyun yürütülürken “Heey, Teey, Tey” diye nara atılır. Elazığ’ın yörelerinde delikanlıya “Gakkoş” adı verilir. Oyun düğünlerde, dini ve milli bayramlarda oynanır.
|
|
 |
|
|
|
|